8 Eylül 2011 Perşembe

SPONTANE SİGORTACILIK

Reklam Konusu: Sigorta Hizmetleri
Slogan              :Spontane Sigortacılık
Kadın içeri girmek için evinin kapısını açtığında evinin hırsızlar tarafından kısmen boşaltıldığını görür. Aniden uzunca bir çığlık atar.
Boş evde sesi çınladığından ses dalgalarının titreşimiyle rafta bulunan bir elastik bilye hemen aşağıdaki telefonun üzerine düşüp telefonun tuşları üzerinde birkaç kez zıplar. Bilyenin üzerine düştüğü ilk tuş telefonun açılma tuşu diğerleri ise sıra ile kurumun müşteri hizmetleri telefon numarasını oluşturan rakamlardır. Bu birkaç zıplama hareketi kadının çığlığı bitince tamamlanmış olur.
Kadının çığlığı müşteri temsilcisinin telefondan gelen ”nasıl yardımcı olabilirim “ sözü ile kesilir. Kadın bitkin ve şaşkın bir ses tonu ile “evim soyulmuş” der demez hemen arkasında elinde bir dosya ile müşteri temsilcisi belirir. Bir kanepeye oturup konuşmaya başladıklarında görüntü uzaklaşır.
Dış ses;
Sigorta kapsamındaki bir mağduriyet durumunda aradaki git gel işlemleri dilekçe vs. gibi prosedürlerin zorluğunu ve aldığı zamanı ve kurumun bütün bu engelleri kaldırıp direkt temas sağladığını anlatır.

6 Eylül 2011 Salı

ÇEVRECİ BİR PROJE (EKOLOJİK PAZAR ARABASI)

NAYLON POŞET KULLANIMI

“Kimyasal maddeler içeren naylon poşetler, yalnızca toprağa değil, içine konulan sebze ve meyveler aracılığıyla insan sağlığına da zarar verir.” (Prof. Dr. Tevfik Özlü KTÜ Tıp Fakültesi Göğüs hastalıkları Ana Bilim dalı Bşk.)
Naylon poşetlerin toprağımızı, havamızı suyumuzu zehirlediği konusunda artık hepimiz hemfikiriz.

Yani yiyeceklerimizi içine koyduğumuz torbalarımız sağlığımıza zarar vermeyen materyallerden olmalı.


ÇÖZÜNEN POŞETLER ÇÖZÜM MÜ?

Bu konuda İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Talınlı; İçine ne katılırsa katılsın petro kimya kökenli hiçbir polimer maddenin artık olarak çevre dostu olamayacağını söylüyor ve şöyle devam ediyor.

“Bir plastik evvelkilere göre daha kısa sürede bozuluyorsa da bu bozulmadan çıkacak ürünlerde, çevre için yeni tehlikeli maddeler olabilir. Ayrıca bir şeyin çözünmesi de orayı kirletmediği anlamına gelmez.”

ÇEVKO ya göre atıklar konusunda “doğa dostu” gibi mesajları çok dikkatli vermek lazım.

“Bunlar doğada yok oluyor derseniz kaldır at anlamı çıkabilir. Burada çözüm malzemenin cinsinde değil. Malzeme biz onu doğaya attığımız için çevreyi kirletiyor. Biz atmazsak kirlilikte olmaz. Elimizdeki poşetlerden maksimum faydalanmalıyız.” (Alphan Eröztürk Çevko Endüstri İlişkileri Bölüm Müdürü)

Yani elimizdeki malzemeyi ne kadar uzun süre kullanabilirsek kirliliği o oranda azaltabiliriz.  



PEKİ, YA KÂĞIT TORBALAR

Türkiye de bir kişi haftada ortalama 6yılda 312 poşet kullanıyor. Bu poşetler en iyi ihtimalle100, dayanıklıları ise 400 yılda yok oluyor. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi verilerine göre, İstanbul da günde 10 bin tona yakın çöp çıkıyor. Ve bunun %10 u (bin tonu) naylon poşet. (Hürriyet)

Kâğıt kullanımı bu zararlı plastik yığınını zararsız kâğıt yığınına çevirmeyi başarabilir ama daha sonra?



Topraklarının %89 u çölleşme riskiyle yüz yüze olan Türkiye de bir yılda yitip giden toprak miktarı bir milyar ton. (NTV-MSNBC) Ağaçlandırmaya bu denli ihtiyacımız varken, bu kadar büyük meblağda kâğıt torba tüketimi bizi büyük bir felakete sürükler.


Yani naylon poşet yerine kâğıt torba kullanımı bizi çölleşme gibi büyük bir felakete doğru hızla iter.
 
 
 
  BEZ ÇANTALAR

Keten, pamuk gibi bitkisel ham maddeden üretilen çantalar, hem kısa sürede atıl duruma gelmediğinden ambalaj çöpünü azaltır hem de atığa dönüştüğünde zararsız olduğundan atmosfere fazladan karbondioksit gazı salınımını azaltır. Market alış verişlerinde kullanımı ideal bir ürün. Fakat kullanım alanı maalesef marketlerle kısıtlı.

Pazar alışverişinde kullandığımızı düşünelim. Satın aldığımız patates, soğan, havuç, vs. gibi sebzeleri direk çantamıza boşaltabilirken çilek, vişne, kiraz, dut, böğürtlen vs. gibi birçok küçük meyveyi veya ezilmesi muhtemel olgunlaşmış meyvelerimizi birbirine bulaşma tehlikesi sebebiyle ayrıca poşete koymadan bez çantamıza yerleştiremiyoruz.
Bu sebeple bez çantalarımız tek başına kullanıma elverişli değildir.

Yani bez çantalar tek başına poşet kullanımını ortadan kaldıramıyor.

Peki, çözüm ne olacak?

Yukarıda bahsettiğimiz sorunları hatırlarsak iyi bir çözümde olması gereken kriterler:

1-Kullanacağımız materyal sağlığımız açısından zararsız olmalı.
2- Kullanacağımız materyal tek kullanımda çöpe atılmamalı, ömrü maksimum olmalı.
3- Kullanım esnasında ek bir poşetlemeye ihtiyaç bırakmamalı.
4- Kâğıt kullanımını teşvik ederek çölleşme hızımızı arttırmamalı.


EKOLOJİK PAZAR ARABASI

1-Bu Pazar arabası sağlığa zararı olmayan bir ham maddeden üretilecek.
2- Bölmeleri yerinden çıkarılabilecek
3-Alınan sebze ve meyveler poşet kullanılmadan doğrudan bu bölmelere konulabilecek.
4-Bu bölmeler ihtiyaca göre bir aparatla daha küçük hacimlere ayrılabilecek.
5-Bu bölmeler kapaklanıp buzdolabında sebzelik ve meyvelik olarak kullanılabilecek.
(Böylece pazarlıklarımızı buzdolabımıza yerleştirmek kolaylaşacak)
6-Daha önce kullandıklarımızla aşağı yukarı aynı ebatlarda olacak.
7-Yan kısımlarında iki adet bez çanta ve takılması için aparat olacak.(Patates soğan vb. gibi fazla hacimli sebzeleri yerleştirmek için.)


Sonuç olarak;
1-Her gün bir yenisi eklenen, on binlerce tondan oluşmuş çöp tepeleri artık oluşmayacak.

2-Bu sayede görüntü kirliliği ortadan kalkacak, görsel bir temizlik sağlanacak.
3-Belediyelerin yükü azalacak
4-Bu zararlı atıkların, havamızı, toprağımızı ve suyumuzu kirletmesinin önüne geçilecek.
5-Naylon poşet üretimi de “kullanım alanının daralması sebebi ile” kendiliğinden azalacak.
6-Kâğıt torbaya yönelmeyi de ortadan kaldırdığından çölleşmeyle mücadeleye büyük destek sağlanacak.


Bursamız' ın havası daha temiz, ormanı daha yeşil, denizi daha berrak ve daha mavi olacak. Doğayı kurtarma da bu proje ile dünyaya örnek olacak. Yeşil Kent Bursa’dan Yeşil Gezegen Dünya için atılmış büyük bir adım olacak.



HONDA CIVIC HYBRID ( Honda'nın açtığı yarışmada bana "BİRİNCİLİK" getiren çalışmam)



DOĞA BU DURUMA NE DİYOR


Hepimiz biliyoruz ki doğaya verdiğimiz zarar, bazen onlarca hatta yüzlerce yıl sonra

etkisini ancak gösterebiliyor.

Doğanın bir çırpıda iddiaları yalanlayabilecek dili olmadığından mıdır bilinmez, herkes

doğa ile dost olduğunu iddia eder oldu. Peki, doğanın anında cevap verebilecek bir yöntemi

olsaydı! Bize gerçek dostunu nasıl gösterebilirdi? Bu reklam metni bunu anlatmak için

hazırlanmıştır.

Kavurucu güneş ışınları altında genç çift yeni arabalarıyla bir marketin önünde durur.

Her ikisi de arabadan iner. Bayan markete girer. Bey, arabasının etrafında yarım tur atarak

arabasını seyreder sonra eli ile okşayıp tekrar şoför koltuğuna oturur. Camın önünde yeni

arabasına ait “TEBRİKLER SİZ DE DOĞA DOSTU BİR ARABA SAHİBİ OLDUNUZ”

yazılı broşürü okur.

Tam bu esnada arabanın ön kaportasına çarpan güneş ışınları adamın gözlerine yansıyıp

inanılmaz bir rahatsızlık verir. Adam elini gözlerine siper edip başını yana çevirdiğinde karşı

kaldırımda Honda civic hybrid model arabasından inen komşusunu görür. Ama o da ne sadece

hybrid in bulunduğu yer gölgeliktir. Hem de çevrede gölge yapabilecek herhangi bir şey

yokken. Şaşırır.

Bir başka akşam bardaktan boşanırcasına yağmur yağar. Adam elinde kahvesini

yudumlayarak camdan arabasına bakar. Yağmur ve dolu taneleri sanki arabasından hınç

alırcasına arabasına çarpmaktadır. Bakışlarını karşı komşusunun arabasına çevirdiğinde

kahvesini zorlukla yudumlayarak gördüğü manzara karşısında hayrete düşer. Caddede yağmur

sel gibi akarken Honda civic hybrid ve çevresi kupkurudur.

Bir başka günün sabahı adam evinin kapısından çıkar. Arabası yarıya kadar kara

gömülmüştür. Bir hışımla arabanın üzerindeki karları temizlerken birden aklına komşunun

arabası gelir. ‘Acaba o ne halde’ Çok ağır bir şekilde arkasını döner ve gözlerine inanamaz.

Araba ve yakın çevresinde tek bir kar yoktur. Hatta kar arabayı kalp şeklinde bir çerçeve içine

alacak biçimde yağmıştır. Sonra komşusu evinden çıkar. Göz göze gelip selamlaşırlar.

Hybrid’ine binip bir sürüş yapar.

Bu sürüş esnasında karlar iki yana açılıp hybrid’e temiz bir yol açar. Sonra yağmurlu bir

yolda yağmur damlaları iki yana ayrılıp ona kuru bir yol hazırlar. Daha sonra güneş altında

gölgelikli olarak ilerler.

HERKES DOĞA DOSTU OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. PEKİ, DOĞA BUNA NE DİYOR…HYBRİD DOĞA İLE DOST… İfadesi sesli olarak ekrana gelir.



3 Eylül 2011 Cumartesi

KANSERLE SAVAŞMAK MI!?

         Kanserle Savaşmak mı?
         Herhalde bu söylemi ilk ortaya atan bir kanser hastası değildir. Zira günlük yaşamlarını sürdürmeye dahi takati olmayan kanser hastalarından bir de savaşmalarını istemek çok acımasızca geliyor bana!
İlla da savaşmak gerekiyorsa bu illetle, o zaman yakalanmayanlar savaşsın kanserle. Hiç kimse de bizden kanserle mücadele yolunda birer savaşçı olmamızı beklemesin. Zira bizler ancak birer yorgun savaşçıyız. 
        Peki ne yapalım diyenler vardır aranızda. Ben barıştan yanayım. Kanser canavar da biz sütten çıkmış ak kaşık mıyız? Yaradanın bize sunduğu onca doğal nimetin içinde yüzmeyi bırakıp kanserin sularına dalmışız.
O mu gelip yerleşti dersiniz bedenimize? Yoksa biz mi ellerimizle alıp hapsettik onu içimize?
Biz kanserle; yaşamak için savaşıyoruz da   onun savaşma amacı çok mu farklı bizimkinden?
Biz ondan kurtulmak için onu yok etmeye ant içmişiz de, onun bedenimizden kurtulmak için içtiği andı niçin anlamıyoruz?   
Ben barıştan yanayım. Zira ancak buna takatim var.
Hey kanser!
Sana düşman değilim, yemin ederim. Hatta bir ara hücrelerinin resmini arka plan yaptım bilgisayarıma. İmkânım olsa resmini desen diye basarım fularıma…
Hey kanser!
Kabul ediyorum! Yeryüzüne geldiğimizden beri birer vahşi gibi savaşmışız doğayla. Vahşetimize direnip  doğal yaşamdan kopmayan canlılara biz vahşi demişiz pervasızca! Tabiatından vazgeçirdiklerimize evcil...
Hey kanser!
Biliyorum.Tabiatı korumaya çalışan bir neferden başkası değilsin. Ve biz, seninle baş edemediğimiz için akın akın dönüyoruz doğal yaşama. Ve korkuyorum seni de yenersek bir sebebimiz kalmayacak  yeniden zulmetmemek için doğaya...
Sana söz veriyorum. Hayatım üstüne;
Bir daha asla senin mekânına ayak basmayacağım. Asla içine hapsedildiğin o gıdaları almayacağım bedenime. Kullanmayacağım seni dalga dalga etrafa yayan o pek çok lüzumsuz cihazı. Umarım seni ambalajlayıp market raflarına dizenler de vazgeçerler bu günahlarından…
Hey kanser!
Sana söz veriyorum.Anlatacağım seninle savaşanlara. Yalnızca tabiatı korumak için savaştığını ve anlatacağım onlara asıl savaşılması gerekenin tabiatın dengesini bozanların olduğunu.
Sen de bana söz ver!
Bir daha asla yenileme kendini benim bedenimde…
Bir daha asla yenileme kendini sevdiklerimin bedenimde…
Bir daha asla ...................................................................
........................................................................................

19 Temmuz 2010 Pazartesi

TÜY AZALTICI ÜRÜN (Reklam-Kampanya Denemesi)

     Üniversiteye hazırlık kavramı toplumumuzun olmazsa olmazlarındandır. Bu sebeple;
1-Her yıl üniversiteye yüz binlerce öğrencinin hazırlandığı.
2-Bunların hemen hemen yarısının kız öğrenci olduğu.
3- Bu kitlenin her yıl yenilendiği. Düşünülürse,
  Bu kitleyi hedef seçmenin nekadar büyük bir pazar payını da yanında getireceğini ön görmek zor olmasa gerekir.
Bu kavramın çatısı altına girmeyi başaran (dershane, yazılı ve görsel yayınlar, öğrenci yurtları gibi.) sektörler, bu sayede hem gelecekte de var olmayı garantilemişler hem de bu kitleden büyük bir maddi kazanç sağlamışlardır.
Bu amaçla ürünümüzü üniversiteye hazırlık kavramının bir parçası haline getirmek,                    1- Ürünümüzün var oluşunu garanti altına almamızı.
2- Sürekli yenilenmekte olan büyük bir tüketici kitlesine sahip olmamızı.
3- Ve bu pazardan maksimum pay almamızı sağlar.
Bu reklâm çalışmasında ürünümüzü üniversiteye hazırlık kavramıyla bütünleştireceğiz. Bu sayede üniversiteye hazırlık bir mecazi anlam kazanacak ve ürün üniversiteye hazırlanmanın olmazsa olmazlarından olacak.
İkinci bir mecaz anlam ise mantık hesabı deyişine katılacak.


Reklam Konusu: Tüy Azaltıcı Ürün
Slogan              : Mantık Hesabı-Üniversiteye Hazırlık

 Reklâm Metni
Olay dört kişilik bir yüksek öğrenim öğrenci yurdunda geçmektedir. Tıp öğrencisi bir süredir odaya ait olan banyoyu (tüy problemi sebebiyle) meşgul etmektedir. Dışarıda bulunan üç öğrenci ise onun çıkmasını beklemekten sıkılmış bir vaziyettedir.
Kapı açılıp tıp öğrencisi banyodan çıkarken bitkin ve mahcup vaziyette;
Çok özür dilerim. Ama hangi yöntemi denersem deneyim uzun sürüyor der. Bunun üzerine birinci kız;
Kuzum sen üniversiteye hazırlanmadın mı? Diye sorar.
Tıp lı: Hazırlanmasam tıp ı kazanabilir miydim? Deyince ikinci kız;
Ohooooo daha 6 sene çekeceğimiz var desene. Diyerek boşalan lavaboya girer.
İkinci kız lavaboya girerken üçüncü kız tıp öğrencisinin kolundan tutup ranzaya oturtup anlatmaya başlar;
 Öyle değil güzelim. Üniversiteye hazırlanırken, bunları da düşünüp hazırlanmak lazım.
Tıp lı: Nasıl yani?
Üçüncü kız: Bak üniversiteye hazırlanmak için dershaneye kayıt yaptırıp, kitap setleri alındığında bir de “Biderma” seti alacaktın. Nasıl sınava kadar derslerini ihmal etmiyorsan bunu kullanmayı da ihmal etmeyecektin. Sadece sınava kadar.(sadece sınava kadar çok azımsanarak ifade edilecek)
İkinci öğrenci o esnada lavabodan çıkar ve
 Bizi de bu kadar kapılarda bekletmeyecektin gördün mü ne kadar çabuk çıktım. Der.
Birinci kız, eee yapacak iş ne kadar azsa harcanan zamanda o kadar azdır. Diye söze girer. Ve
             Üçü bir ağızdan mantık hesabı derler ve gülüşürler.
       Dış ses:
“...Tüy Dökücü!” Kalıcı çözümüyle sizi üniversiteye  hazırlar.
             İkinci aşamada: Reklâm kampüs gezilerek öğrencilere Üniversiteye Tam Hazırlandınız mı?     Sorusunun yöneltilmesi çerçevesinde şekillenecek.
        Üçüncü aşamada: Tabi ürünümüzü yalnızca bayanlara özelleştirmek diğer %50 lik kitleyi baştan kaybetmek anlamına gelir. Bu sebeple bu kitleyi de kazanmak 2.aşamada başlayıp 3.aşama olarak devam edecek.

18 Temmuz 2010 Pazar

SPREY (3 Reklam Denemesi)

Reklam Konusu: Oda Spreyi
Slogan               : Hayatınızı Kolaylaştırır

BİR YAKINLAŞMA HİKAYESİ...
Delikanlı bir kızdan hoşlanmaktadır. Kızla arası çok iyidir fakat kız durmadan konuşan durumun farkında olmayan çocuksu bir tiptir. Okul çıkışı delikanlı arkadaşı ile ayaküstü konuşmaktadır.
-Eee Ahmet ne haber aşk meşk he!
_Yok be ağabeycim kız çok çocuksu beni anlamıyor.
-Anlat o zaman
_Bir sussa...

Kız yanlarına gelir. ``Ahmet çalışıyoruz demi bugün``. der.
 Ahmet evet manasında başını sallayıp kızla yürümeye başlar. Kız durmadan konuşmaktadır.
Kız:
Bugün ne öğrendim biliyor musun? Kokuların insan psikolojisi üzerindeki etkilerini…
O esnada yanlarından gözlük camları kalın eli kolu kitap dolu bir delikanlı geçer. Kız burnunu iki kez çeker ve geçen delikanlının parfümünü koklayıp yorumlar.
_ Hımm tam bir ders kolik çok sıkıcı… der. Ahmet gülümser. Ahmet in evine girdiklerinde kız hemen tv nin karşısındaki koltuğa zıplar ve kumanda ile oynamaya başlar.
Ahmet:
 Çay? der. Kızın anlattığının etkisinde kalıp mutfağa girerken duvarda asılı olan spreyin dozunu artırır. Ahmet elinde çayla kızın yanına otururken çok konuşan kız yavaşlamış hatta susmuştur bile. Ahmet oturduğunda kız usulca Ahmet e sokulur ve
-Eee nerede kalmıştık der.
Ahmet gayri ihtiyari kendini geri çekecekken duvardaki spreye gözü takılır ve bunların spreyden olduğunu anlayıp gülümseyerek kıza yaklaşır.
 Reklam ‘…Sprey Hayatınızı Kolaylaştırır.’ Sloganı girer.


Reklam Konusu: Oda Spreyi
Slogan              : Hayatınızı Kolaylaştırır

BİR ACEMİLİK HİKAYESİ..
Kadın mutfakta yine bir şeyleri yakmış, bir yandan camları açmış diğer yandan elindeki havlu ile dumanları kovalıyor. Sonra misafirleri ve eşi ile dört dörtlük bir sofrada görüntüye gelir. Yemekler harikadır ama misafirler ortamdaki yanık kokusunun farkında ve durumdan yüz ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla rahatsızdırlar. Durumu kurtarmaya çalışan eşi;
_ Karım dört dörtlük bir aşçıdır. Bir de ocakta unutma huyu olmasa diye espiri yapar.
Daha sonraki bir gün bayan alışverişten elinde torbalarla döner. Öncelikle yeni aldığı spreyi mutfak duvarına monte eder ve çalıştırır. Sonra yemek yapmaya başlar. İlk deneyim yine yanıkla sonuçlanır. Akşam dört dörtlük bir sofra ile eşinin karşısındadır. Beyefendi ortamı koklar fakat o da ne? Her defasında eve sinen o yanık kokusundan eser yoktur. Şaşkındır ve eşine yaklaşıp sarılarak dört dörtlük olmuşsun der.
Reklam ``…Sprey Hayatınızı Kolaylaştırır.``Sloganı ile biter.



Reklam Konusu: Oda Spreyi
Slogan              : Hayatınızı Kolaylaştırır

İLK GÜNKÜ GİBİ BİR HİKAYE...
Yaşlı adam telaşla içeri girer.
_ Eyvah! Ananeniz! Beni saklayın. Der.
Torunları kanepenin arkasını gösterir. Yaşlı adam;
_ Burası olmaz (parmak uçlarıyla gömleğini tutup) parfüm kokumu alıp bulur beni .Derken kapı şiddetle çalmaya başlar. Torunlarının biri apar topar yaşlı adamı koltuğun arkasına saklarken diğeri kapıyı açmaya yönelir. Üçüncüsü ise bir dakika deyip kapı açılmadan önce duvardaki spreyin dozunu artırır. Yaşlı kadın sinirle ;
_Nerede o ihtiyar çapkın! Diye bağırır. Ardından biraz daha yumuşamış bir bağırma ile onu burada saklamıyorsunuz değil mi? Der. Ortamın kokusu ile o kadar yumuşamıştır ki sözlerine ‘ Ona hala ilk günkü gibi aşığım’ der. Yaşlı adam cesaret bularak saklandığı yerden çıkar ve sarılırlar. …
Reklam ``... Spreyi Hayatınızı Kolaylaştırır.`` Sloganı ile biter.

KIVRAK TÜRK ZEKASI (Reklam Denemesi)

    Eğer evinizi tam anlamıyla koruyabilecek bir güvenlik sisteminiz yoksa, ya da tüm mağduriyetinizi giderebilecek bir hırsızlık sigortasına sahip değilseniz, siz tatildeyken evinize hırsız girmesini engellemenin tek yolu herhalde onu evinizde alınabilecek bir şey olmadığına inandırmaktır. Bu da iki yola mümkündür. Ya evinizi tamamen boşaltmak (ki bu da uygulanabilecek bir yöntem değil.) ya da hırsızı bir başka hırsızın kendinden önce davrandığına inandırabilmek…
   Bu reklam metni hırsızlık karşısında “kıvrak Türk zekası”nın dahi yetersiz kaldığını göstermek için hazırlanmıştır. Zira hırsızlar da birer Türk!

Reklam Konusu: Sigorta - Güvenlik Sistemleri
Slogan              : -
KIVRAK TÜRK ZEKASI...
Tatil için evden ayrılmak üzereyken aile fertleri tüm dolap ve çekmeceleri açmış, içindekileri dağıtmış, yatakları gelişigüzel çekiştirip, koltuk minderlerini etrafa saçmıştır.
Amaç eve girmesi muhtemel olan hırsıza: “Tüh geç kaldım. Başkası benden önce davranmış.” Dedirtip bertaraf etmektir.
   Bu dahiyane fikir karşısında hırsızın yüzünün alacağı ifadeyi kaçırmak istemeyen evin oğlu, yerleştirdiği gizli kamera üzerinde son rötuşlarını yapmaktadır.
Tatil bitmiş, aile eve dönmüştür. Herkes kapıdan içeri girer girmez televizyonun karşısındaki koltuğa yerleşir ve büyük bir heyecanla ellerini ovuşturup kamera kayıtlarını izlemeye başlar. İşte beklenen o muhteşem an…
   Kapı açılır. Hırsız içeri bir adım atmıştır ki evin talan edildiğini görür. Gizli kameraya karşı “yıkılmış” bir yüz ifadesiyle bakıp arkasını döner. Girdiği kapıdan çıkmak üzereyken ev halkı mest olmuştur. Kimi kahkahalar patlatırken kimi de hırsızın yüz ifadesini taklit etmektedir.
Ama o da ne kapı tam kapanmak üzereyken yeniden açılır ve hırsız dalga geçercesine kameraya doğru “yemezler” der gibi bakar ve içeri dalar.
Herkes ayağa kalkmış, nefeslerini tutarak ekrana kenetlenmiştir. Evin hanımı ise doğruca mücevherlerini sakladığı yere koşmuştur. Elleriyle yok der gibi salona döndüğünde eşi donuk bir vaziyette ekranı işaret eder.
   Hırsız değerli olabilecek her şeyi bulmuştur. Sırıtarak mücevherleri kameraya doğru sallamaktadır. Vestiyerin üzerine bir bardak su bırakıp el sallayarak evden çıkar. Birikimlerinin üstüne soğuk su içmek için bir anda herkesin yüzü vestiyere doğru döner. Su hala oradadır. Baba birkaç adım atar. Vestiyer üzerinde bulunan bardağı alır ve suyu içer.